Ramazan ayının manevi iklimi bu yıl da 13 Mart’la kesişiyor. Tıpkı 34 yıl önce olduğu gibi… Erzincanlılar, 13 Mart 1992 akşamı saat 19.18’de meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki yıkıcı depremde kaybettikleri 653 canı dualarla anmaya hazırlanıyor. Teravih vaktinde gelen acı haber, şehrin hafızasına silinmez bir iz bıraktı.
O günün canlı tanığı, gazeteci ve 2004-2009 yılları arasında Erzincan Belediye Başkanlığı yapan Mehmet Buyruk, depremin yıl dönümünde yaşananları samimi bir dille anlattı. Buyruk’un anlatımı, sadece bir felaketin öyküsü değil, aynı zamanda insanın, devletin ve şehrin sınandığı bir imtihanın çarpıcı belgesi niteliğinde.

“FIRAT’TAN KUM ALMIŞLAR, ÜSTÜNE BİRAZ ÇİMENTO KOYMUŞLAR”
Buyruk, 1939 büyük depreminden gereken dersin alınamadığını vurgulayarak, 1992’deki yıkımın asıl nedeninin mühendislikten uzak yapılaşma olduğunu söyledi:
“1939’daki depremden sonra Erzincanlılar, gerek devlet gerek belediye gerek halk, yapılaşma konusunda yeterli dersi almamış. Zamanın imkânları belki buna izin vermemiş ama hatalar yapılmış. Fırat’tan kumu almışlar, üstüne biraz çimento koymuşlar, öyle betonlar yapılmış. Fırat’ın kumunun içinde toprak var, mil var. Bugünkü beton santralleri, mikserler yok. O dönemde binalara, dükkânlara dikkat edilmemiş ve bu depremde yaklaşık 4 bin civarında konut ve iş yeri yıkılmış.”

YARDIM 3 GÜN GEÇ GELDİ, VATANDAŞ VALİ RECEP YAZICIOĞLUNU İSTİFAYA ÇAIĞRDI
Deprem sonrası yaşanan koordinasyon eksikliğini de gözler önüne seren Buyruk, devletin o dönem depreme hazırlıksız yakalandığını belirtti:
Yardım gelmeyince halkın tepkisinin büyüdüğünü belirten Buyruk, dönemin efsanevi valisi Recep Yazıcıoğlu’nun unutulmaz anısını da paylaştı:
“Valilik binasının önünde binlerce kişi toplandı. ‘Vali istifa’ diye bağırıyorlardı. Recep Yazıcıoğlu dışarı çıktı, kalabalığın içine yürüdü. ‘Haklısınız’ dedi, ‘Hep beraber Ankara’ya yürüyelim. Ben de devletten bir şey gelmiyor diye şikayetçiyim.’ O cümleyi unutamam. O kalabalık bir anda duruldu. Vali onlarla birlikte yürüdü, bir süre sonra kalabalık dağıldı. Çünkü insanlar anladı ki, bu bir sistem sorunu, kişisel bir kusur değil.”

YARDIM DAĞITIMINDA ADALETSİZLİK: “PARTİLİYE VERDİLER, KİMSESİZE VERMEDİLER”
Deprem sonrası yardımların dağıtımında yaşanan adaletsizliklere de değinen Buyruk, o günlerin acı gerçeklerini şöyle dile getirdi:
“Gıdalar, çadırlar, malzemeler yağmaya başladı. En büyük sıkıntı dağıtımda yaşandı. Kimi insanlara gereğinden fazla yardım yapıldı, kimi insanlar hiç yararlanamadı. Eski tabirle adamını kayıranlar, partililer, siyasi görüşüne göre davrananlar kendi adamlarını gözetti. Kimsesizler, mağdurlar ise en çok ihtiyaç sahibi oldukları halde yardıma ulaşamadı.”
DEPREMDEN ALINAN DERSLER: YATAY MİMARİ VE SAĞLAM BETON
Buyruk, belediye başkanlığı döneminde deprem gerçeğini merkeze alan bir anlayışla hareket ettiklerini vurguladı:
“Ne yapılacak o kadar basit ki: Binalarınızı sağlam yapacaksın. Sağlam binaya 8, 9 şiddetinde deprem gelse bir şey olmaz. Erzincan’da kat sınırlaması getirdik, binaları 4 katla sınırladık. Zemin etüdünün önemini her fırsatta vurguladık. Sıvılaşma riski olan zemine yapılan binayla sağlam zemine yapılan binanın projesi aynı olmaz. Binalara mutlaka düşey ve yatay kolonlar koyduk. Beton santrallerinden beton aldık, elle beton yapmayı yasakladık. En az C25 beton, nervürlü demir kullandık. Hafif malzeme kullanımına özen gösterdik.”
ERZURUM VALİSİ’NİN DERSİ: “BUNLARIN HANGİSİNİ YAPIYORSUNUZ?”
Buyruk, Erzurum’da katıldığı bir toplantıda yaşadıklarını da paylaştı:
“Erzurum Valisi, çevre illerin kaymakam ve belediye başkanlarını topladı. Bize ‘Deprem yaşamış bir şehirsiniz, neler yaptınız?’ diye sordu. Ben de anlattım: Kat sınırlaması, zemin etüdü, beton santrali zorunluluğu, kaliteli malzeme kullanımı… Vali bey, oradaki kaymakamlara döndü ve ‘Bu anlatılanların hangisini siz yapıyorsunuz?’ diye sordu. Onlar da ‘Hiçbirini yapmıyoruz’ dedi. Vali dedi ki: ‘İşte siz deprem görmemiş bir şehirde bu anlatılanların hiçbirini yapmazsanız, gelebilecek depremde yine sizin binalarınız yıkılır.'”

“ERZİNCAN OVASI OTURDU AMA RİSK DEVAM EDİYOR”
Japon bilim adamlarının deprem sonrası yaptığı değerlendirmeleri de aktaran Buyruk, şu uyarılarda bulundu:
“Japon bilim adamları, ‘Bir zemin 3-4 defa büyük deprem geçirmezse oturmuştur, artık kolay kolay deprem olmaz’ dediler. 1939, 1983, 1992 depremlerini düşündüğümüzde Erzincan ovası oturdu, kolay kolay büyük deprem olmayacağını söylüyorlar. Ama bu hiç deprem olmayacak anlamına gelmez. Ovanın etrafında henüz oturmayan yerler var. Deprem fayı diyorlar, bu oturmamış faylar harekete geçtiğinde Erzincan’ı etkileyecektir.”
“BİR AKŞAM ÇADIRDA AĞLADIM, İNSANLARIMA VE BİNALARIMA AĞLADIM”
Buyruk, deprem sonrası yaşadığı duygusal bir anıyı da paylaştı:
“Bir gün ailemi Kars’a kayınpederimin yanına göndermiştim. Ramazandı, çadırda tek başıma oturuyordum. Ve birden ağlamaya başladım. Niye ağlıyordum? Kaybettiğimiz insanlarımıza ağlıyordum. Yıkılan binalara ağlıyordum. Çünkü binalar da bir noktadan sonra insanın arkadaşı oluyor. 42 yıldır gördüğüm, içinde anılar biriktirdiğim binalar yok olmuştu. Binalar da insanlar gibi, ağaçlar gibi canlıydı aslında.”
BELEDİYE BAŞKANI KABAN’LA BİRLİKTE AĞLADILAR
O anlarda dönemin Belediye Başkanı Talip Kaban yanına geldiğini belirten Buyruk, duygu dolu anları şöyle aktardı:
“Sonra dönemin Belediye Başkanı Talip Kaban geldi. O zamanın yıkılmayan nadir binalarından biri olan eski belediye binasına çıktık. Belediye Başkanı Kaban’la birlikte oturduk ve ağladık. Hiç konuşmuyorduk, sadece oturuyor ve ağlıyorduk. İyi ki ağlamışım diyorum şimdi, çünkü insanın içindeki yük biraz olsun azalıyor.”

“DEVLET BİR YANLIŞ DAHA YAPTI: İZİN VERİNCE ŞEHİR BOŞALDI”
Deprem sonrası çıkarılan yasanın şehre büyük zarar verdiğini söyleyen Buyruk:
“Devlet, Dünya Bankası’ndan 270 milyon dolar kredi aldı. Özel bir yasa çıkarıldı. Ama büyük hata yaptılar: Memurlara istediği yere tayin hakkı verdiler. Erzincan boşaldı. 10 günde 20 bin kişi gitti. İnsanlarla birlikte ekonomik canlılık da gitti. Evler bedavaya satıldı, kelepir gitti. Okumuş, tahsilli, kültürlü, bilinçli insanların çoğu gitti. Hatta bir ara biz bile ‘gidelim mi’ diye düşündük. 270 milyon doların 235 milyonunu harcayabildik, 35 milyon dolar geri gitti. O parayla yapılması gereken birçok önemli tesis yapılamadı.”
“DEPREM KARNEMİZ KÖTÜ DEĞİL AMA TEDBİR ELDEN BIRAKILMAMALI”
Bugün Erzincan’ın deprem konusunda bilinçlendiğini belirten Buyruk, sözlerini şöyle tamamladı:
“Erzincan’ın deprem karnesi bence kötü değil. Bizden önceki ve sonraki belediye başkanları bu konuya dikkat ettiler, hâlâ da ediliyor. Ama asıl önemlisi, Erzincan’da proje yapan mühendislerimiz bilinçli. Bu şehrin deprem bölgesi olduğunu düşünerek proje yaptıkları için belediyenin işi de kolaylaşıyor. 6 Şubat depremlerinden sonra devletin gösterdiği organizasyon, TOKİ’nin yaptığı konutlarda hiçbir çizik olmaması umut verici. Eski ve çürük binalar birer ikişer yenilensin, Türkiye deprem konusunda dünyanın en sağlam ülkelerinden biri haline gelebilir. Yeter ki ders alalım, tedbiri elden bırakmayalım.”
Erzincan’da bugün düzenlenecek anma törenlerinde depremde yaşamını yitirenler için dualar okunacak, mezarlıklar ziyaret edilecek. 34 yıl önce Ramazan akşamı teravih vaktinde gelen acı haber, şehrin hafızasında tazeliğini korurken, “Bir daha böyle acılar yaşanmasın” temennisi ortak duygu olarak öne çıkıyor.
