Erzincan’da sel gerçeği yeniden gündemde! Bilimsel araştırma, aşırı yağışların yanı sıra yanlış arazi kullanımı ve altyapı hatalarının afeti büyüttüğünü ortaya koyarken, uzmanlar gelecekteki taşkınlara karşı acil önlem çağrısı yaptı.
Son dönemde normalin üzerinde gerçekleşen aşırı yağışlar, artan sel taşkınları, heyelanlar ve son olarak Çayırlı ilçesine bağlı Saraycık köyünde meydana gelen sel taşkını, gözleri yeniden bölgedeki su yönetim sistemlerine çevirdi. 2022 yılında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi’nde yayımlanan kapsamlı ve sarsıcı bir bilimsel araştırma, bu tür afetlerin yalnızca ani bir meteorolojik olaydan ibaret olmadığını gözler önüne serdi. Arş. Gör. Dr. Özgür Aydın Bekar ve Prof. Dr. Erdal Akpınar imzasını taşıyan çalışma, yanlış arazi kullanımı, hatalı altyapı müdahaleleri ve beşeri faktörlerin afetin boyutunu doğrudan tırmandırdığını kanıtlarıyla ortaya koydu.

1 SAATLİK KABUSUN ARDINDAKİ COĞRAFİ GERÇEKLİK
Raporun bulgularına göre felaket, 9 Haziran 2022 Pazartesi günü ikindi sularında, saat 17:00 civarında ani bir sağanak ve dolu yağışıyla başladı. Yaklaşık bir saat süren bu kısa zaman zarfında resmi meteoroloji istasyonu verilerine göre şehir merkezine metrekareye 10,3 kg, Üzümlü ilçesine ise 13,6 kg yağış düştü. Ancak sahanın topoğrafik yapısı, yağış bırakan hava kütlelerinin dağlık kesimlerde yoğunlaşmasına ve yükselime zorlanmasına neden oldu.
Esence Dağları’nın ovaya bakan güney yamaçlarında nem tutma kapasitesi azalan hava kütleleri bölgeye çok daha fazla yağış bırakırken, yağmurun dolu ile karışık yağması ve sonrasında yamaçları örten dolunun sıcaklıkla hızla erimesi sel potansiyelini katbekat artırdı. Esence Dağları’nın ağırlıklı olarak serpantinlerden (killi bünyeden) oluşan zayıf ve cılız bitki örtüsüne sahip yamaçları, suya doyan toprağın kaymasıyla büyük bir tehlikeye kapı araladı. Şiddetli sağanak, yamaçlardaki gevşek malzemeyi yerinden oynatmakla kalmadı; yer yer devasa kayaçları da önüne katarak durdurulamaz bir çamur akıntısına dönüştürdü.

SERÇE BOĞAZI’NDAN DOĞAN FELAKET OTUZA YAKIN MAHALLEYİ VURDU
Araştırmaya göre selin ana kaynağı, yaz mevsiminde normal şartlarda kuruyan Maden, Han ve Korlun dereleri gibi Serçe Boğazı civarındaki periyodik akarsuların yataklarını aşarak ovaya yönelmesiydi. Eski bir köy yerleşimi olan Kurutilek mahallesi üzerinden birkaç koldan inen sel suları, birikinti yelpazesini metrelerce yararak muazzam bir çamur dalgasına dönüştü ve ardından güneye, şehir merkezinin en yoğun akslarına kanalize oldu.
Sel suları; şehrin günlük beşeri hareketliliğinin kalbi olan kuzey-güney eksenli Ordu Caddesi ile Kırklar Caddesi, doğu-batı eksenli Milli Egemenlik Bulvarı ve Tekin Civaş Bulvarı arasında kalan kesimleri adeta esir aldı. İlçe merkezini oluşturan Cumhuriyet, Atatürk, Barbaros ve İnönü mahallelerinin yanı sıra; idari değişiklikle mahalleye dönüştürülüp merkez ilçeye bağlanan Başpınar, Demirkent, Işıkpınar ve Kurutilek ile Halitpaşa, Çarşı ve Gülabibey mahallelerinin bazı kesimleri çamur ve balçık altında kaldı. Yollar ulaşıma kapanırken, meskenler ve tarım arazileri su baskınlarına uğradı; Başpınar mahallesinde enerji hatları zarar gördü, tarım aletleri ve arı kovanları telef oldu.
FELAKETİ BÜYÜTEN ÜÇ KRİTİK BEŞERİ HATA

Bilimsel makalenin en çarpıcı bölümlerinden birini, doğa olayının afete dönüşmesinde rol oynayan insan kaynaklı hataların deşifre edildiği kısım oluşturuyor. Araştırmacılar raporda şu üç kritik beşeri faktörün altını çiziyor:
- İşlevsiz Kalan Tersip Bentleri: Geçmişte yaşanan benzer selleri önlemek amacıyla DSİ ve ilgili kurumlar tarafından dereler üzerinde inşa edilen tersip bentlerinin, zamanla taşınan rüsubat ve materyallerle dolduğu tespit edildi. Dolayısıyla bu bentler afeti önlemek bir yana, akarsuyun yatağını genişleterek suların yataktan çok daha kolay dışarı taşmasına zemin hazırladı.
- Zayıflatılan Toprak Setler: Afet anında Kurutilek mahallesinin hemen kuzeyinde belediye ekiplerince birikinti konisi üzerine çekilen toprak set, şehir merkezine yönelen selin hızını yavaşlatmaya çalışsa da, setin hemen kenarından istinat duvarı oyularak geçirilen bir su borusu direnci zayıflattı. Sel suları settin bu zayıf noktasını parçalayarak doğrudan şehir merkezine aktı.
- Tarihi Dere Yataklarının Değiştirilmesi: Aslında sorunun temelinde, 1939 Erzincan Depremi sonrasında şehrin yeri değiştirilerek yeniden inşası yatıyor. Zaman içinde Korlun ve Maden derelerinin kuzey-güney doğrultusundaki (Ordu Caddesi ve 13 Şubat Caddesi istikametindeki) doğal ana aksları kapatılarak yerleşim alanı haline getirildi. Derelerin suları istinat duvarları ve kanallarla Han Deresi’ne doğru zorla yönlendirildi; bu durum şehrin bitişiğindeki sahanın sel üretme ve patlama potansiyelini kronik olarak artırdı.
BİLİM İNSANLARINDAN YEREL YÖNETİMLERE VE TOPLUMA ACİL UYARILAR

İklim değişikliğinin küresel boyutta getirdiği olumsuz etkilerin Türkiye’yi ve Erzincan’ı da doğrudan vurduğunu belirten Prof. Dr. Erdal Akpınar ve Arş. Gör. Dr. Özgür Aydın Bekar, gelecekte benzer acıların yaşanmaması için acilen atılması gereken adımları şöyle sıraladı:
- Mühendislik Çözümleri: Dereleri eski yataklarına döndürmek imkansız olduğundan, şehrin kuzeyini baştanbaşa kat eden çok daha muhkem, yüksek kapasiteli yeni betonarme kanallar ve modern bentler inşa edilmelidir. Bentlerin gerisindeki taşkın alanlarına ise sağlam istinat duvarları yapılmalıdır.
- Uzman İş Birliği: Islah ve yapılaşma projeleri kesinlikle tek taraflı değil; inşaat mühendisleri, hidrografya alanında uzmanlaşmış coğrafyacılar ve tüm yerel paydaşların ortak eğitimi ve katılımıyla yürütülmelidir.
- Erken Uyarı Sistemleri: Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tabanlı risk haritaları acilen güncellenmeli; yer gözlemleri ve Türkiye’nin uzaydaki uydu imkânları entegre edilerek modern bir “Erken Uyarı Sistemi” hayata geçirilmelidir.
- Afet Bilinci: Fiziksel tedbirlerin ötesinde, toplumun her kademesinde “afet kültürü” ve coğrafya okuryazarlığı bilinci kazandırılarak imar planlamalarında doğayla uyumlu bir perspektif benimsenmelidir.
Erzincan’ın yakın tarihindeki bu önemli kırılma noktasını akademik bir süzgeçten geçiren bu çalışma, yerel yöneticiler ve şehir planlamacıları için geleceğe dönük hayati bir uyarı niteliği taşıyor.
