Erzincan’ın köklü tasavvuf geleneğinin ve manevi ikliminin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Abdurrahim Reyhan Hazretleri, yetiştirdiği yüz binlerce talebesi, fikirleri ve toplumsal huzura sunduğu katkılarla anılmaya devam ediyor. Nakşibendi tarikatının Halidiyye koluna mensup olan ve ömrünü insanlığın manevi terbiyesine adayan merhum din alimi, rehberlik ettiği ilkelerle günümüz insanının toplumsal ve bireysel arayışlarına ışık tutuyor.
KELERİÇ’TEN TÜM DÜNYAYA YAYILAN İRŞAD HALKASI
1930 yılında Erzincan’ın Keleriç beldesinde dünyaya gelen Abdurrahim Reyhan Hazretleri, ilim ve tasavvuf geleneğine sahip köklü bir ailede yetişti. Babası Hüseyin Efendi, dönemin tanınmış alimlerinden Şeyh Beşir Efendi Hazretleri tarafından yetiştirilmiş mümtaz bir zat iken; annesi Tubi Hatun ise Tercan ilçesinin Humlar köyünün saygın ailelerine mensuptu. Gençlik yıllarından itibaren ilmi ve manevi disiplini bir arada yürüten Reyhan Hazretleri, Şarkın ve Garbın Mevlana’sı olarak anılan Dede Paşa Hazretleri’nin irşad halkasına girdi.
Dede Paşa Hazretleri’nin rahle-i tedrisinden geçerek onun halifesi olan Reyhan Hazretleri, icazetini aldıktan sonra irşad vazifesine başladı. Erzincan’ın küçük bir beldesinden başlayan bu manevi yolculuk, kısa sürede sınırları aşarak illeri, ilçeleri ve yurt dışını kapsayan geniş bir ağa dönüştü. Türkiye’nin dört bir yanından yüz binlerce insan, onun sohbetlerinden ve manevi ikliminden istifade etmek üzere irşad halkasına dahil oldu.
“BİZİM KAPIMIZ GÜNAHI OLDUĞUNU BİLENLERE AÇIK”
68 yıllık yaşamı boyunca yakalandığı sağlık sorunlarını ve dönemin zorlu şartlarını umursamadan diyar diyar gezen Reyhan Hazretleri, bir pergel misali durmaksızın çalıştı. Tasavvufu hiçbir zaman görünürden ibaret bir yapı olarak değerlendirmeyen merhum alim, bu yolu “renkli rüyalar görmek değil, hakikate erme metodu” olarak tanımladı.
Günümüz insanının içine düştüğü stres, bunalım, ailevi çözülmeler ve manevi boşluklara karşı ahlaki bir reçete sunan Abdurrahim Reyhan Hazretleri, kucaklayıcı üslubuyla dikkat çekti. Sohbetlerinde sıkça dile getirdiği “Bizim kapımız tüm insanlara açık. Özellikle günahı olduğunu bilenler bize gelsin” sözü, onun irşad anlayışının temel taşını oluşturdu. Nitekim kapısına hırçın, bağımlı ya da ruhsal boşluk içerisinde gelen sayısız birey, bu manevi terbiyeden geçerek topluma faydalı ve ahlaklı kişilere dönüştü.
GURUR VE BENLİK HASTALIĞINA KARŞI SAMİMİYET VURGUSU
Reyhan Hazretleri, sohbetlerinde gurur, kibir ve benlik duygusunun insanın en büyük manevi hastalığı olduğuna sıkça dikkat çekerdi. Kûfeli Ebu Haşim Sûfi’nin “Dağı iğne ucu ile kökten kazımak, gurur ve kibir denen çirkin huyu gönülden atmaktan daha kolaydır” sözünü hatırlatan sevenleri, onun hayatı boyunca mütevazı duruşundan asla taviz vermediğini vurguluyor.
Gönül doktorluğunun ve ruhsal tedavinin öneminin her geçen gün daha fazla anlaşıldığı günümüzde, Abdurrahim Reyhan Hazretleri’nin bıraktığı yazılı ve şifahi miras, Erzincan başta olmak üzere bölgenin ve ülkenin manevi kimliğindeki müstesna yerini koruyor. Merhum alim, Hakk’a yürümesine rağmen geride bıraktığı birlik, beraberiyet ve kardeşlik mesajlarıyla anılmaya devam ediyor. Kaynak: www.terzibaba.com.tr
