Dünyanın en büyük Atatürk portresi, aynı zamanda dünyanın en büyük ve en sıra dışı 100 eserinden biri olarak kabul ediliyor. Erzincan’ın simgesi haline gelen, Keşiş Dağı’na kazınan bu dev eser, inanılmaz bir hikayenin ürünü. Ressam Mustafa Aydemir’in liderliğinde, 1982 yılında, tam 30 günde ve 3 bin askerin gönüllü emeğiyle, sıfır maliyetle yapıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı olan 2023’te ise, yine Mustafa Aydemir’in önderliğinde restore edilerek Cumhuriyet’e armağan edildi. İşte, bir askerin imkansızı başarma ve bir dağı tuvaline dönüştürme öyküsü.
Bir Dağ, Bir Hayal ve Görünen Yüz
Hikaye, 1982 yılında, Erzincan 59. Topçu Tugayı’nda askerliğini yapan ressam Mustafa Aydemir’in, ilk eğitimine çıktığı gün başlar. Keşiş Dağı’na baktığında, doğal yapısıyla adeta ona bakan bir Atatürk silüeti görür. “Hayal mi görüyorum?” diye şaşkınlığa düşen Aydemir, her baktığında o görüntüyü daha net hisseder. Dağ, ona boş bir tuval gibi görünmektedir. Aklına, ünlü bir heykeltıraşın “Taşın fazlasını atıyorum, geriye heykel kalıyor” sözü gelir. Ona göre, dağın üzerindeki “perde” kaldırılmalı ve içindeki Atatürk portresi tüm millete gösterilmelidir.
O ana kadar hiç Atatürk portresi çizmemiş olan Aydemir, pratik zekası ve “hayat üniversitesi”nden aldığı deneyimle harekete geçer. Dağın dibinden yaptığı ilkel ölçümlerle açılarını hesaplar ve kafasındaki projeyi kağıda dökmeye başlar.
“Meczup” Damgası ve İnanan İlk Komutan
Ancak bir er olarak, böyle devasa bir projeyi üst makamlara kabul ettirmek neredeyse imkansızdır. Önce yüzbaşılara, binbaşılara anlatır; dalga geçilir, hatta azar işitir. Ta ki, Tugay Komutanı Binbaşı Yılmaz Bahar’a kadar. Bahar, bu sıra dışı fikre inanan ilk komutan olur ve Aydemir’i 3. Ordu Komutanı Korgeneral Hüseyin Kocaaşlan’ın huzuruna çıkarır.
Paşa, “Dünyada bu büyüklükte örnek yok, olamaz” diyerek projeyi reddeder. Aydemir’in hayalleri yıkılır. Tam vazgeçtiği sırada, görev değişimi olur ve yeni Ordu Komutanı Korgeneral Hidayet Güngör atanır. Binbaşı Bahar ile birlikte yeni paşanın kapısını çalarlar. Toplantı sırasında içeri daldıkları için oldukça kızan Paşa Güngör’e, Aydemir tutkuyla anlatır: “Öyle bir dağ var ki paşam, Atatürk bize bakıyor…”
Önce kendisine “meczup” gözüyle bakılır, komutanlar gülümser. Onları dağa çıkarır, kendi gördüğü açıyı gösteremeyince dalga geçilmeye devam edilir. Ta ki, Paşa’nın “Maliyeti ne olacak?” sorusuna kadar.
Sıfır Bütçe, Tam İnanç: “Bedava Yapacağım Paşam!”
Paşa, dosyadaki yaklaşık 600 ton taş, 200 ton beton ve 200 ton boya kalemlerini gösterir. “Boyanın kilosunu biliyor musun?” diye sorar. Aydemir’in cevabı herkesi şaşırtır: “Bedava, paşam.”
Aydemir açıklar: Çocukluğunda 7 yıl boya imalathanesinde çalışmıştır. Beyaz boyayı, bir sanayi tesisinin atığı olan “sönmemiş kireç”ten; siyah boyayı ise ordunun atık motor yağlarından üretebileceğini söyler. Taş dağda hazırdır, beton için dere kumu ve çimento temin edilebilir.
“Peki kim çalışacak?” sorusuna, “Asker kardeşlerim gönüllü çalışacak” yanıtını verir. Son engel ise şudur: “Hiç Atatürk portresi yapmamışsın, dünyanın en büyüğünü nasıl yapacaksın?” Aydemir’in cevabı nettir: “İnanıyorum ve söz veriyorum. Asker sözü.”
30 Günde, 3000 Askerle Bir Mucize
Korgeneral Hidayet Güngör, bu inanç karşısında ikna olur ve 30 gün süre verir. Tek şart, emir-komuta zinciri dışında, tamamen gönüllülük esasıyla çalışılmasıdır.
İşte o andan itibaren inanılmaz bir organizasyon başlar. Dağın yapısı hiç de kolay değildir; engebelidir ve hemen altından Kuzey Anadoru Fay Hattı geçmektedir. Aydemir, statik hesapları kafasında yapar, ağırlığı dağıtmak için kazıklar (“babalar”) çaktırır, gizli drenaj kanalları oydurur.
En büyük mühendislik problemi perspektiftir. Portrenin, 5 km uzaktaki Erzincan Ovası’ndan kusursuz görünebilmesi için normal insan yüzü oranlarının 3.2 katında büyütülmesi gerekir. Sonuçta, 176 metre uzunluğunda, 7.565 metrekarelik bir alanı kaplayan, imzasıyla birlikte 9.000 metrekareye ulaşan dev bir portre ortaya çıkacaktır. Bu matematiksel problemi de Aydemir kendi çözer.
Peynir Tenekesinden Huniler, Ardıç Kütüğünden Karıştırıcı
Para yoktur, her şey eldeki imkanlarla üretilir. 20 kişilik bir ekip kurulur, herkesin bir görevi vardır. Boya karıştırmak için dev bir ardıç kütüğü bulunur, halatlarla bağlanır ve askerler onu “yayık” gibi sallayarak boyayı karıştırır. Çizim için peynir tenekelerinden huniler yapılır. Boya, elden ele taşınan tenekelerle dağa taşınır. Aydemir, eserin bütününü göremeden, sadece hesaplarına ve ekibine güvenerek çalışır.
Günde ortalama 150-350 gönüllü askerin olağanüstü çabasıyla, tam 30 günde, tek kuruş harcanmadan eser tamamlanır.
“Bu Milletimindir”: Tevazu ve Vefa
Portre bittiğinde Paşa, altına imzasını atmasını ister. Ancak Aydemir reddeder: “Buraya taş koyanın, ter dökenin de emeği var. Bu artık milletimindir.” Terhis olurken kendisine verilmek istenen özel takdirnamede de aynı tevazuyu gösterir: “Büyük kurtarıcıya bir borcunu ödemek için yaptık, karşılık beklemem.” Israrlar karşısında “Bu belgeyi verirseniz garnizon kapısına yatarım” deyince, komutanlar vazgeçer.
100. Yılda Yeniden Doğuş
Yıllar içinde doğa koşullarından yıpranan portre, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılında, yine Mustafa Aydemir’in teknik danışmanlığında, Erzincan Valiliği, Belediyesi ve gönüllülerin desteğiyle restore edildi. 2023’te yenilenerek, 100. yıla yakışır bir ihtişamla, “Cumhuriyet’in 100. Yıl Hediyesi” olarak tekrar millete sunuldu.
Sadece Bir Portre Değil, Bir Ruh Abidesi
Keşiş Dağı’ndaki bu dev eser, sadece dünyanın en büyük Atatürk portresi değildir. O, bir askerin sarsılmaz inancının, pratik zekasının, 3000 askerin omuz omuza verdiği dayanışmanın ve bir millete duyulan sınırsız sevginin taşa, toprağa, dağa kazınmış ifadesidir. Hiçbir maddi kaynak olmadan, yalnızca inanç ve emekle ortaya çıkan bu mucize, Türkiye’nin en etkileyici anıtlarından biri olarak, Erzincan Ovası’ndan tüm ziyaretçilerini selamlamaya devam ediyor.
100. Yılda Yeniden Doğuş
Yıllar içinde doğa koşullarından yıpranan portre, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılında yeniden hayat buldu. Restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından düzenlenen programda konuşan ressam Mustafa Aydemir, 1982 yılında yapılan eserin yenilenmesinde emeği geçen ve destekte bulunan herkese şükranlarını iletti.

Ardından söz alan Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, bu özel günde bir arada olmanın mutluluğunu vurguladı ve şunları söyledi:
“Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılını coşkuyla kutladığımız özel günde, Erzincan’ın Cumhuriyetimize bağlılığını yansıtan, kurucu değerlerimize sahip çıktığını gösteren bu programda sizlerle bir arada olmanın mutluluğu içerisindeyim.”
Vali Aydoğdu, eserin yenilenmesinde büyük emek ve katkıları olan Ressam Mustafa Aydemir, Kaptan Mustafa Can, Ali Üstay, Mehmet Özbakır ve Şükrü Ergün’e teşekkür etti. Valilik ve Erzincan Belediyesi’nin, bu sanatsal yapının yeniden doğuşu için gerekli tüm altyapıyı sağladığını belirten Aydoğdu, Belediye Başkanı Bekir Aksun’a da ayrıca teşekkürlerini sundu.
Vali Aydoğdu konuşmasını şu önemli açıklama ve ifadelerle sürdürdü:
“Bu sanat eseri, sadece bir resim değil; toprağın, emeğin, tarihin ve birlikteliğin bir hikâyesidir. Atatürk portresinin yenilenmesine maddi ve manevi destek sunan, çalışan her bir kardeşime tekrar teşekkür ediyorum. Bu portrenin ışıklandırmasını güzel bir şekilde yapacağız. Akşamları da Atatürk’ün portresi şehrimizin her yerinden görünecek.”
Sadece Bir Portre Değil, Bir Ruh Abidesi
Keşiş Dağı’ndaki bu dev eser, sadece dünyanın en büyük Atatürk portresi değildir. O, bir askerin sarsılmaz inancının, pratik zekasının, 3000 askerin omuz omuza verdiği dayanışmanın ve bir millete duyulan sınırsız sevginin taşa, toprağa, dağa kazınmış ifadesidir. Hiçbir maddi kaynak olmadan, yalnızca inanç ve emekle ortaya çıkan bu mucize, şimdi yapılacak ışıklandırmayla geceleri de Erzincan semalarını aydınlatacak, Türkiye’nin en etkileyici anıtlarından biri olarak, Cumhuriyet’in 100. yılında daha da parlak bir şekilde tüm ziyaretçilerini selamlamaya devam edecek.

