Erzincan’da geleneksel el sanatlarının en önemli temsilcilerinden biri olan 65 yaşındaki Selahattin İnler, yarım asırdır sürdürdüğü oyma bakır işçiliğini ilk günkü heyecanla yaşatıyor. Hayatını adadığı mesleğinde ürettiği el emeği göz nuru eserlerle evini adeta bir bakır müzesine dönüştüren usta, kentte bu sanatı icra eden son isimlerden olarak zamana direniyor.
Erzincan’da unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarından oyma bakır işçiliği, 65 yaşındaki Selahattin İnler’in ellerinde hayat bulmaya devam ediyor. Yaklaşık 55 yıldır bakır teller ve levhalara şekil veren İnler, günün büyük bir bölümünü atölyesinde geçirerek oyma bakır sanatının en ince detaylarını eserlerine nakşediyor. Haftalarca süren yoğun ve sabırlı bir emeğin sonucunda ortaya çıkan sehpalar, avizeler, saatler, ayna çerçeveleri ve vazolar, ustanın evinde sergilenerek yaşam alanını adeta bir müzeye dönüştürüyor.

“Bakır İşçiliği Benim İçin Bir Yaşam Biçimi”
Mesleğe henüz 15 yaşındayken adım atan Selahattin İnler, bakır işçiliğinin kendisi için sadece bir kazanç kapısı değil, bir yaşam biçimi olduğunu vurguladı. Evindeki mobilya ve dekorasyon ürünlerinin büyük bir kısmını kendi ürettiği bakır eşyalarla tamamladığını ifade eden emektar usta, evini ziyaret eden misafirlerin ve komşularının bu eserlere büyük bir hayranlık ve ilgiyle yaklaştığını dile getirdi.
Bir Duvar Saati İçin 20 Günlük Sabır
Oyma bakır sanatının çok büyük bir sabır ve hassasiyet gerektirdiğine dikkat çeken İnler, her bir parçanın yapım aşamasının günler, hatta aylar alabildiğini belirtti. Eserlerin üretim sürecine dair bilgiler veren usta, şu ifadeleri kullandı: “Orta sehpa, avizeler, duvar saatleri, ayaklı saatler, vazolar… Hepsi severek yaptığım ama oldukça zaman alan işler. Örneğin, sadece bir duvar saatinin yapımı yaklaşık 20 günümü alıyor. Tamamen el emeğine dayandığı için sabırla ilmek ilmek işlemek gerekiyor.”

“Teknoloji Bu Sanatı Birebir Taklit Edemez”
Yaptığı işin yüzeysel bir süsleme olmadığının altını çizen Selahattin İnler, bakırı tamamen oyarak şekillendirdiğini ve Erzincan’da bu tekniği sürdüren tek usta olduğunu söyledi. Teknolojik gelişmelerin el sanatlarını tehdit ettiğini ancak oyma bakırın ruhunu yakalayamayacağını savunan İnler, “Benim yaptığım iş tamamen el emeğine dayanıyor. Bu eserlerin makine ya da teknolojik sistemlerle birebir üretilmesi imkansızdır. Bu işi Erzincan’da benden başka yapan kimse kalmadı; ben de bu sanatı yaşatmaya ve canlandırmaya çalışıyorum.” dedi.
En Büyük Sorun: Çırak Yetişmemesi ve Mesleğin Yok Olma Tehlikesi
Geleneksel el sanatlarının geleceğe aktarılmasındaki en büyük engelin yeni neslin ilgisizliği olduğunu belirten usta, çırak bulamamaktan dert yandı. Gençlerin bu zanaata yönelmediğini ifade eden İnler, “Çırak yetişmiyor. Atölyeye gelenler de maalesef birkaç gün çalıştıktan sonra zorluğunu görüp bırakıp gidiyor. Bu nedenle meslek neredeyse yok olma noktasına geldi.” diyerek geleneksel sanatların korunması çağrısında bulundu.
“Evde Son Sözü Hanım Söylüyor”
Bakır sevgisinin hayatının her anına nüfuz ettiğini esprili bir dille anlatan emektar usta, evdeki “bakır yoğunluğu” nedeniyle eşiyle yaşadığı tatlı atışmaları şu sözlerle aktardı: “Benim bakır sevdam hiç bitmiyor. Kafamı nereye çevirsem, nereye baksam bakır görüyorum. Zaman zaman yeni yaptığım büyük bir eseri eve getirmek istediğimde hanım esprili bir şekilde bana engel olmaya çalışıyor. Ne kadar bakıra aşık olsam da evde son sözü hanım söylüyor.”
Dededen Toruna Kalacak Ölümsüz Eserler
Eksilmeyen bir tutkuyla ürettiği bakır eşyaların nesiller boyu yaşayacak kalitede olduğunu belirten Selahattin İnler, “Bu yapılanlar sıradan eşyalar değil; dededen toruna kalabilecek, zamana meydan okuyan işler. Kolay kolay bozulmaz ve yıpranmazlar. Biz göçüp gittikten sonra da çocuklarımız ve torunlarımız bu eserleri gururla kullanmaya devam edebilir.” diyerek el emeğinin ölümsüzlüğüne vurgu yaptı.
