Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan silahlı saldırının ardından, eğitim sendikaları Dörtyol Kızılay Meydanında ortak basın açıklaması yaptı.
Türk Eğitim-Sen, Eğitim-Bir-Sen, Eğitim-İş, Eğitim-Sen, Hürriyetçi Eğitim-Sen ve Eğitim Gücü-Sen temsilcilerin ve üyelerinin katıldığı açıklamayı, sendikalar adına Eğitim Bir-Sen Erzincan Şube Başkanı Nebi Gül yaptı.
Siverek’te bir lisede yaşanan silahlı saldırının ardından Erzincan’da bir araya gelen eğitim sendikaları, okullardaki şiddetin toplumsal bir sorun haline geldiğine dikkat çekerek; güvenlik personeli ihtiyacının karşılanması ve caydırıcı yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
Açıklama boyunca kalabalık sık sık sloganlar atarak tepkisini dile getirirken, okullardaki güvenlik zafiyetine dikkat çekmek amacıyla Milli Eğitim Bakanı istifaya çağrıldı.
Gül yaptığı açıklamada, “ Bugün buraya Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde, eski bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen menfur saldırıyı protesto etmek üzere bütün eğitim sendikları toplanmış bulunuyoruz. Bir kez daha görülmüştür ki; okullarımızda eğitimcilerimize ve öğrencilerimize yönelen şiddet olayları münferit eylemler olmaktan çıkmış, yaygın bir toplumsal sorun haline gelmiş, toplumsal çürümeyi gün yüzüne çıkarmıştır.
Eğitim sistemimizin en önemli paydaşlarından biri olarak; daha iyi bir eğitim, daha iyi bir müfredat, pedagojik yöntemler, daha ileri amaçlar üzerine kafa yormamız gerekirken eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarını konuşmak durumunda kalıyoruz. Hal böyle iken yetkililer çözüm üretmekte yetersiz kalıyor veya isteksiz davranıyorlar. Eğitimciye yönelen şiddetin vaka-i âdiyeden bir hale geldiği, eğitim çağındaki çocukların şiddete başvurduğu, silaha kolayca ulaşarak pervasızca suç işlediği bir zaman dilimindeyiz. Aklına esenin, aklı kesenin ya da aklı başında olmayanın öğretmene, okul yöneticisine, eğitim çalışanına, öğrenciye şiddet uyguladığı, can güvenliğinin eğitim-öğretimin önüne geçtiği bir zemine doğru hızla yol alıyoruz. Eğitimciye şiddetin, bireysel suç vakaları olmaktan çıkarak eğitim, aile ve toplum politikalarının sorgulanmasını gerektiren bir iş güvenliği sorununa dönüştüğünü üzülerek müşahede ediyoruz.
Eğitimcilere yönelik saldırılar; geleceğimizi karartmakta, eğitim camiasını tedirgin etmekte, can güvenliğini çalışma hayatında başat sorun haline getirmektedir. Eğitimcilere yönelik saldırı, eğitim çağındaki çocuklardan, öğrencilerimizden kaynaklandığında aklımızı körleştirmekte, ruhumuzu karartmakta, benliğimizi esir almakta, irfanımızı yok etmektedir. Eğitim, şiddeti ortadan kaldıracak bir unsur olarak nitelendirilirken; şiddetin, eğitimi tehdit ve tahdit eder boyuta ulaşması, acil ve köklü çözüm bulmayı zaruri hâle getirmektedir. Evrensel hukuk ve anayasada ifadesini bulan hayat hakkı ve can güvenliği ilkesi çerçevesinde; devletin ölüme, yaralanmaya ve zarara sebebiyet verilmesini önleme yükümlülüğü vardır. Devlet, vatandaşlarını korumak için gerekli tedbirleri almak zorundadır. Aynı sekilde devlet, okullarda güvenli ve huzurlu bir çalışma ve eğitim-öğretim ortamı tesis etmek durumundadır. MEB’in birinci önceliği, eğitim kurumlarında güvenlik olmalıdır. Eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olayları, yalnızca güvenlik boyutuyla değil; sosyal, psikolojik, eğitsel ve değerler yönleriyle birlikte ele alınmalıdır. Bu çerçevede: Okulların temizlik ve güvenlik personeli ihtiyacı karşılanmalı. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri daha etkin ve daha erişilebilir hale getirilmeli, öğrenci sayısına bakılmaksızın her okula rehber öğretmen verilmeli, riskli okulların rehber öğretmen normu artırılmalı. Okul-aile iş birliği okul güvenliği ekseninde yeniden ele alınmalı. Riskli durumların erken tespiti ve önlenmesine yönelik mekanizmalar, daha işlevsel hale getirilmeli. Öğretmene saygıyı yeniden tesis etmek için hem millî-manevî değerlerimizden, köklü geleneklerimizden hem de dünyadaki örnek uygulamalardan faydalanmalıyız. Öğretmenliğin itibar kazanması ve eğitim sistemimizin istendik seviyeye gelmesi için öğretmenlik mesleğinin öncelikle tercih edilmesini sağlayacak maddî-manevî koşulları oluşturmalı, millî-manevî eğitime önem vermeliyiz. Eğitim süreçlerinde öğrencilerin yalnızca akademik değil; sosyal, duygusal ve psikolojik gelişimlerini de destekleyen bütüncül bir yaklaşıma daha fazla ağırlık verilmeli. Okula aidiyet duygusunu geliştirecek, insana saygıyı artıracak tedbirler alınmalı. Emniyet işbirliği ile okul giriş ve çıkışlarında ve okul çevresinde daha etkin denetimler yapılmalı. MEB’in merkez ve taşra teşkilatında okul güvenliği ile alakalı ayrı bir birim kurulmalı. Tüm okul türlerinde disiplin mevzuatı okul güvenliği ekseninde yeniden ele alınmalı. Eğitimciye görevi başında yapılan saldırıda alınacak ceza caydırıcı olmalı. Cezai ehliyet yaşı düşürülmeli.
Siverek’te yaşadığımız bu menfur bu olay, eğitim çalışanlarına, öğretmene karşı şiddetin son örneği olmalıdır. Eğitimciler her türlü şiddet ve saldırılar karşısında savunmasız, korumasız bırakılmamalı; yaptıkları işin onur, önem ve ağırlığına uygun hayat, çalışma ve güvenlik şartları sağlanmalıdır. Eğitimciye yönelik şiddeti protesto ettiğimiz, yetkilileri daha etkin tedbirler almaya davet ettiğimiz açıklamamız burada sona ermiştir. Siverek’te, menfur saldırıda yaralanan 16 canımıza Cenab-ı Allah’tan acil şifalar diliyor, menfur saldırıyı bir kez daha lanetliyor, eğitimde şiddetin takipçisi olmaya devam edeceğimizi ilan ediyor, Basın mensuplarımıza ve eyleme katılan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz.” dedi.
