Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

“Lehistan Elçisi Hâlâ Yolda…” 123 Yıllık Osmanlı Vefası

“Katolik yazıyor ama İslam’ı yaşıyorlar” sözleriyle dikkat çeken Mehmetali Akdağ,

“Katolik yazıyor ama İslam’ı yaşıyorlar” sözleriyle dikkat çeken Mehmetali Akdağ, Polonya gerçeğini Erzincan’da anlattı.

Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Erzincan Şubesi, her hafta düzenlediği kültür sanat etkinlikleri kapsamında bu hafta çok önemli bir bürokrat ve eğitimciyi ağırladı. Polonya Eski Eğitim Müşaviri Mehmetali Akdağ, TYB binasında gerçekleştirilen ve yoğun katılımın gözlendiği programda, “Eski Komşumuz, Kadim Dostumuz Polonya’nın Dünü ve Bugünü” başlıklı son derece kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi.

Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne miras kalan 600 yıllık Türk-Polak dostluğunun, Polonya’nın hayranlık uyandıran eğitim sisteminin ve Doğu Avrupa’daki güncel jeopolitik kırılmaların ele alındığı konferans, dinleyicilere alışılmışın dışında, ezber bozan bir Avrupa portresi sundu.

Bir Eğitimci ve Bürokratın Gözünden Bölge Analizi

Yıllar sonra memleketi Erzincan’da dostlarıyla ve kültür insanlarıyla bir araya gelmekten büyük bir onur ve mutluluk duyduğunu ifade ederek konuşmasına başlayan Mehmetali Akdağ, kariyer yolculuğunu katılımcılarla paylaştı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Siyaset Bilimi bölümünden mezun olduktan sonra eğitim camiasına adım attığını belirten Akdağ; öğretmenlik, Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde Türk Cumhuriyetlerinde 3 yıl boyunca bölge gözlemciliği, Milli Eğitim Bakanlığı müfettişliği ve 10 yıl süren Uluslararası İlişkiler Daire Başkanlığı görevlerinde bulunduğunu aktardı. Akdağ, bürokrasideki son görevini ise Polonya’da 4 yıl boyunca kurucu eğitim müşaviri olarak tamamlayıp vatanına döndüğünü söyledi.

“Tump’ta Konuşalım Ki Tarlada Dövüşmeyelim”

Konuşmasında Polonya ile birlikte tüm bölge stratejilerine, Ukrayna ve Rusya ilişkilerine de değineceğini belirten Akdağ, Erzincan yöresinin meşhur “Tump’ta konuşalım ki tarlada dövüşmeyelim” (Sınır çizgisinde, henüz işin başındayken anlaşalım) deyimini hatırlattı. Dünyada menfaat ilişkilerinin ve pragmatizmin zirve yaptığı bir çağda, Türk ve Polak milletlerinin en az 600 yıllık köklü bir vefa ve samimiyet geçmişine sahip olduğunu vurgulayan Akdağ, iki ülkenin bayrak renklerinin bile kırmızı-beyaz olarak aynı olmasının bu bağın adeta sembolik bir nişanesi olduğunu ifade etti. Akdağ, Osmanlı İmparatorluğu’nun meşhur “Lehistan”ı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin “Polonya”sı arasında asırlar boyunca kayda değer hiçbir büyük kavganın yaşanmadığını ve bu dostluğun barış içinde bugünlere taşındığını dile getirdi.

“Kimliklerinde Katolik Yazıyor Ama İslam’ı Yaşıyorlar”

Polonya halkının birbirinin hukukuna, çocuklarına, yaşlılarına ve toplumsal düzene karşı gösterdiği ileri derecedeki saygıyı hayranlıkla gözlemlediğini belirten Akdağ, Varşova parklarında şahit olduğu çarpıcı bir ahlaki duruşu şu sözlerle aktardı:

“Sokaklardaki, bahçelerdeki ve parklardaki ağaçlar meyve dolu ama kimse uzanıp da tek bir meyve bile koparmıyor. Gerekçesini oradaki insanlara sorduğunuzda, ‘Benim bu ağaçta bir emeğim yoktur. Bu kamu malıdır. Kurtlar yer, kuşlar yer, parası olmayanlar yer. Benim emeğim olmayan bir şeyi almam etik değil’ cevabını veriyorlar. İnsan bu arka plana baktığında, ‘İnşallah bu toplum Müslüman bir ülkenin toplumudur’ diye içinden geçiriyor. Herkes sokakta birbirini selamlıyor, gülümsüyor. İşte bu insanların kimliğinde, inancında Katolik yazıyor; tek farkları bu. Ama özünde ciddi bir insanlık, yüksek bir etik ve adeta bizim dinimizin emrettiği ahlakı yaşıyorlar.”

Polonya toplumunun uysal ya da güdülmeye müsait bir yapıda olmadığını, tam aksine kendi haklarına son derece bilinçli şekilde sahip çıktığını belirten Akdağ, ülkenin tam anlamıyla bir “aile devleti” modeli oluşturduğunu söyledi. Sokaklarda başıboş gezen, çevreye zarar veren genç gruplara rastlamanın neredeyse imkânsız olduğunu, ailelerin çocuklarıyla konuşurken göz hizasına gelerek, diz çömelip onları dinlediğini ve bu çocuk yetiştirme metotlarının gıpta edilecek düzeyde olduğunu ekledi.

Akran Zorbalığının ve Şiddet Kültürünün Olmadığı Bir Eğitim

Bir eğitimci gözüyle Polonya’daki gençlik ve okul kültürünü mercek altına aldığını ifade eden Akdağ, devasa parklarda bir araya gelen onlarca gencin kavga etmeden, birbirlerine üstünlük taslamadan eğlenebildiklerini söyledi. Gençlerin rüştlerini ve güçlerini fiziksel şiddetle değil; en iyi piyanoyu çalmak, en iyi scooterı ya da bisikleti sürmek gibi sanatsal ve sportif alanlarda ispat etme yarışında olduklarını kaydetti.

Okullarda akran zorbalığının, çeteleşmenin veya ağır disiplin cezalarının neredeyse hiç bilinmediğini belirten Akdağ, orada görev yapan Türk bir İngilizce öğretmeninin yaşadığı şu çarpıcı anıyı paylaştı:

“Öğretmen arkadaşımız, çocuklara İngilizce ‘you’ (sen/siz) kelimesini anlatmakta ve kullandırtmakta çok zorlandığını söyledi. Çünkü Polonyalı çocuklar, karşılarındaki insana doğrudan nasıl ‘sen’ diye hitap edeceklerini içselleştirememişler. Toplumda herkes birbirine konuşurken mutlaka ‘sayın’ (Pan/Pani) diye başlıyor. Ayrıca ülkede oyuncak marketlerinde tabanca, kılıç, tüfek gibi savaş ve şiddet aletleri asla satılmıyor. Bir orman gezisinde küçük bir çocuğun yerden aldığı sıradan bir tahta parçasını silah gibi arkadaşına doğrultup ses çıkarması üzerine öğretmenler bütün sınıfı durdurmuş. O çocuğa dakikalarca bu hareketin ne anlama geldiği, karşısındaki arkadaşının canı yandığında ya da hayatını kaybettiğinde neler olacağı pedagog hassasiyetiyle anlatılmış. İşte bu eğitim algısı kökten yerleştiği için sokaklarda kavga yaşanmıyor.”

Doğaya Saygı, Sosyal Yardımlaşma ve Kadın Güvenliği

Polonya halkının doğayı koruma bilincinin de takdire şayan olduğunu belirten Akdağ, sokaklarda yapılacak sıradan bir altyapı çalışması öncesinde, iş makinelerinin ağaç kabuklarını zedelemesini önlemek adına 20-30 yıllık ağaçların gövdelerinin hortumlar, tahtalar ve tellerle sarılarak korumaya alındığını ifade etti. Ayrıca devlet tarafından sokakta, açık alanda alkol tüketilmesinin kesinlikle yasaklandığını ve halkın bu kurala titizlikle uyduğunu aktardı.

Toplumsal barışın ve medeniyetin en büyük ölçütünün “kadın güvenliği” olduğunu vurgulayan Akdağ, şöyle devam etti:

“Polonya’da bir kadın, gecenin herhangi bir saatinde, şehrin bir ucundan diğer ucuna yanında kimse olmadan en ufak bir tereddüt ve korku duymadan güvenle yürüyebilir. Kimse ona dönüp bakmaz, imada bile bulunmaz. Bu güven ölçüsü bir ülkede yakalandığında, eskilerin deyimiyle kurt kuzuyla otlar ve toplumsal barışın zirvesine çıkılmış olur.”

Ülkedeki yaşlı nüfusun da son derece enerjik, hayata bağlı ve mutlu olduğunu; 80-90 yaşındaki bireylerin bile istekle çalışıp spor yaptığını ifade eden Akdağ, ülkede gelişmiş bir “gönüllü yaşlı bakım sistemi” olduğunu söyledi. Ekonomik durumu çok iyi olan emeklilerin dahi devlete başvurarak, bakıma muhtaç ya da yalnız yaşayan kişilere haftalık gönüllü refakatçilik yaptığını ve bu yolla toplumsal dayanışmanın en üst düzeyde tutulduğunu belirtti.

Avrupa’nın Parlayan Yıldızı ve Dünya Çapındaki Değerleri

Polonya’nın güncel demografik ve ekonomik verilerini de paylaşan Akdağ, ülkenin 312 bin kilometrekarelik coğrafyası ve 38 milyon nüfusuyla toprak ve nüfus bazında yaklaşık olarak Türkiye’nin yarısı büyüklüğünde olduğunu belirtti. Buna karşılık, 1 trilyon dolara yaklaşan gayri safi milli hasılası ve 25 bin euro kişi başı milli geliriyle ekonomik anlamda Türkiye’nin iki katı bir büyüklüğe ulaştığını ifade etti.

Polonya’nın 2004 yılından beri Avrupa Birliği üyesi olduğunu ve kıtada yeni bir güç merkezi olma yolunda hızla ilerlediğini kaydeden Akdağ, ülkenin AB fonlarını dünyada en verimli, en yolsuzluktan uzak kullanan devletlerin başında geldiğini; Bulgaristan, Romanya ve Macaristan gibi eski Doğu Bloğu ülkeleriyle kıyaslandığında çok daha başarılı bir kalkınma ivmesi yakaladığını söyledi. Akdağ ayrıca Polonya’nın; Adriyatik, Baltık ve Karadeniz bölgelerini kapsayan ve jeopolitik bir kalkan olan “Üç Deniz Girişimi” kavramı doğrultusunda bir araya gelen ülkelere de liderlik ettiğini sözlerine ekledi.

Polonya’nın yönetim biçimi olarak kendi yerel başbakanı, meclisi ve milletvekilleri olan 16 küçük “Voyvodalık”tan (eyalet) oluştuğunu belirten Akdağ, ülkenin yetiştirdiği büyük tarihi şahsiyetlerin topluma güçlü bir kimlik kazandırdığını söyledi. Radyoaktivite alanında hem fizik hem kimya dalında iki farklı Nobel ödülü alan tek bilim kadını Maria Curie, güneş sistemini modern anlamda dünyaya tanıtan Kopernik, “piyanonun şairi” olarak bilinen dünyaca ünlü besteci Chopin ve Polonya’nın kurucu lideri Pilsudski gibi değerlerin, Polonya halkının en büyük gurur kaynakları olduğunu ve bu isimlerin her alanda yaşatıldığını ifade etti.

Osmanlı’dan Günümüze Uzanan 123 Yıllık Diplomatic Vefa

Konuşmasının tarihsel strateji bölümünde Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan arasındaki ilişkileri detaylandıran Akdağ, resmi diplomatik ilişkilerin 620 yıl önce başladığını ve yüzyıllar boyunca iki ülkenin sınır komşusu olduğunu ifade etti. Türklerin Viyana kuşatması sırasında Polonya Kralı Jan Sobieski’nin Avrupa’yı kurtarmak adına Osmanlı’ya saldırdığını ancak zaferden sonra Avrupalı devletlerin Polonya’yı yalnız bırakarak sırtından bıçakladığını anlattı.

İstanbul’daki meşhur Polonezköy’ün, Polonya Rusya ve Prusya tarafından işgal edildikten sonra haklarında idam fermanı verilen Polonyalı direnişçilere Sultan Abdülmecid Han döneminde kucak açılmasıyla kurulduğunu ve Polonyalı ünlü bağımsızlık şairi Adam Mickiewicz’in de İstanbul’da sürgündeyken vefat ettiğini hatırlatan Akdağ, asıl büyük vefanın Polonya’nın haritadan tamamen silindiği dönemde yaşandığını şu tarihi sözlerle özetledi:

“1775 yılında Prusya, Rusya ve Avusturya anlaşarak Polonya’yı tamamen istila etti ve haritadan sildi. 19. yüzyıl işgaller ve sömürgeler yüzyılıydı; işgale uğramış milletlerin önemli bir kısmı dillerini unutup kimliğini kaybetmeyle yüz yüze kalmıştı. Ama Osmanlı Devleti bu adaletsiz paylaşımı ve işgali asla tanımadı. Tam 123 yıl boyunca İstanbul’daki resmi saray törenlerinde yabancı elçiler padişahın huzuruna kabul edilirken, münadi yüksek sesle ‘Lehistan elçisi hünkarım, yolda henüz gelemedi’ diye haykırdı. Olmayan bir ülkenin büyükelçilik koltuğu, işgalci devletlere bir insanlık ve diplomasi mesajı olarak tam 123 yıl boyunca boş tutuldu. Polonya yüzyıllar sonra, 2004 yılında Avrupa Birliği’ne girdiğinde, Devlet Başkanı AB parlamentosunda yaptığı tarihi konuşmada Osmanlı’nın bu asil duruşuna atıfta bulunarak, ‘Evet dostlar, Osmanlı’nın 123 yıl boyunca ‘yolda, geliyor’ dediği o büyükelçi şimdi meclise girdi’ ifadesini kullandı.”

Cumhuriyet Döneminde İsmet İnönü’nün Tarihi Duruşu

Devlet hafızasının ve dostluk hukukunun rejimler değişse de aynı kaldığını belirten Akdağ, II. Dünya Savaşının o en karanlık döneminde Türkiye Cumhuriyeti’nin sergilediği kararlı duruşa da dikkat çekti:

“1939 yılında Nazi Almanyası ve Sovyet Rusya gizli maddeler içeren bir anlaşmayla Polonya’yı yeniden işgal edip haritadan sildi. O dönem Ankara’da, Kuğulu Park’ın hemen arkasında devasa bir Polonya Büyükelçiliği binası vardı. Polonya’yı işgal eden Nazi Almanyası’nın meşhur Ankara Büyükelçisi Franz von Papen, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün huzuruna çıkarak, ‘Bu ülkeyi biz işgal ettik, dünyada artık böyle bir devlet yok. Dolayısıyla işgal edilen ülkenin büyükelçiliği de olmaz. Ankara’daki o binayı boşaltıp bize, Führer’e vereceksiniz’ talebinde bulundu. İsmet İnönü ise tarihi bir devlet aklı ve dik duruşla, ‘Burasını biz sadece bir bina olarak görmüyoruz; kadim dostumuz Polakların kültür mirası ve hatırası olarak kabul ediyoruz. Bu yüzden o binayı size vermemiz asla mümkün değildir’ diyerek Alman baskısına meydan okudu. İşte bu duruş, iki ülke arasındaki köklü dostluğun en büyük nişanesidir.”

Turizm, Eğitim İlişkileri ve Yeraltı Tünellerinde Yaşayan Türkoloji

Günümüzde iki ülke arasındaki bağların her alanda daha da güçlendiğini belirten Akdağ, yılda 1,5 ile 2 milyon arasında Polonyalı turistin tatil için Türkiye’yi tercih ettiğini söyledi. Eğitim alanında ise Türkiye’den üniversite seviyesinde yaklaşık 6 bin öğrencinin, kendisinin kurucusu olduğu eğitim müşavirliğine bağlı olarak Polonya’da yükseköğrenim gördüğünü açıkladı. Kültürleşme ve kültür aktarımı kavramının en üst seviyede yaşandığı bu dönemde, Polonya’daki 3 büyük üniversitede Türkoloji bölümlerinin son derece aktif olarak faaliyet gösterdiğini belirtti.

Krakov Teknoloji Üniversitesindeki Türkoloji bölümünün kuruluşunun 1919 yılına, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından bile öncesine dayandığını vurgulayan Akdağ, oradaki Polonyalı profesörlerden dinlediği tüyleri diken diken eden tarihi bir anıyı aktardı:

“Hitler Almanyası Polonya’yı işgal ettiğinde ülkedeki tüm yükseköğretim kurumlarını kapattı ve Polonyalıların eğitim almasını yasakladı. Türkoloji bölümündeki milliyetçi Polonyalı hocalar ve öğrenciler, Türk kültürünü yaşatmak adına okulun bodrum katlarında gizli sınıflar açmışlar, evlerin altına tüneller kazmışlar. Üniversite binasına Gestapo yüzünden kapıdan kimse girip çıkamazken, o gizli tüneller vasıtasıyla derslerine Nazi işgali boyunca gizlice devam etmişler. İşte o zor dönemde Türkoloji’yi açık tutan kahraman hocaların öğrencileri, savaş bittikten sonra Varşova ve Poznan’da yeni Türkoloji bölümlerini kurarak bu meşaleyi büyüttüler.”

Gönüllere Dokunan Projeler ve Tercih Oranındaki %30’luk Artış

Eğitim müşavirliği döneminde sadece rutin bürokratik işlerle kalmayıp kalıcı ve gönüllere dokunacak projelere imza attıklarını belirten Akdağ, geliştirdikleri iki büyük çalışmayı anlattı. İlk olarak, Avrupa Birliği projeleri fonlarını kullanarak Polonya genelinde liseler arası büyük bir kompozisyon yarışması düzenlediklerini söyledi. Yarışmanın konusunu “Bağımsızlık yolunda iki güzel şehir Ankara ve Varşova, iki büyük ulusal şair Mehmet Akif Ersoy ve Adam Mickiewicz” olarak belirlediklerini ifade eden Akdağ, Polonyalı gençlerin İstiklal Marşı ve Türk bağımsızlık mücadelesi hakkında yazdığı derinlikli, duygusal yazıları okurken gözlerinin dolduğunu, Polonyalı bakanlık yetkililerinin de bu çalışmayı 600 yıllık ilişkiler tarihinde gönüllere dokunan en kıymetli kültürel diplomasi uygulaması olarak nitelendirdiğini aktardı.

İkinci proje kapsamında ise Polonya’daki Türkoloji bölümlerini canlandırmak ve talebi artırmak adına, bölümlerin en başarılı öğrencilerini ve akademisyenlerini Türkiye’de ağırladıklarını belirten Akdağ; Coral Travel firmasının kurumsal sponsorluğu ve desteğiyle 3 yıldır kesintisiz sürdürülen bu kültürel turlar ve akademik programlar sayesinde, Polonya’daki üniversitelerde Türkoloji bölümlerinin tercih edilme oranında net %30’luk bir artış yakalandığı müjdesini dinleyicilerle paylaştı.

Bölgesel Savaşlar, Slav Dünyası ve Tarihsel Rusya Kırılması

Tarihsel süreçte Polonya halkının çok büyük acılardan geçtiğini, sadece 1939 yılındaki Nazi ve Sovyet işgalinde 6 milyon Polonyalı insanın hayatını kaybettiğini hatırlatan Akdağ, Slav dünyasının demografik yapısına da ışık tuttu. Dünyadaki Slav halklarının Doğu Slavları (Ruslar, Ukraynalılar, Belaruslar), Batı Slavları (Polonyalılar, Çekler, Slovaklar) ve Güney Slavları (Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar) olarak üç ana gruba ayrıldığını, dillerinin ve kültürlerinin birbirine çok yakın olduğunu belirten Akdağ, buna rağmen Polonya halkında tarihsel olarak ileri derecede bir Rus karşıtlığı ve nefretinin hakim olduğunu ifade etti. Bu durumun köklerine inen Akdağ, Stalin döneminde Ukrayna’da yapay kıtlık yoluyla uygulanan ve milyonlarca insanın canını alan “Holodomor Katliamı”nı ve Sovyetlerin Polonya aydınlarına yönelik katliamlarını örnek gösterdi.

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Ukrayna’nın batı yanlısı “Turuncu Devrim” süreci ve sonrasındaki siyasi gelişmelerin bugünkü Rusya-Ukrayna savaşını doğurduğunu belirten Akdağ, Polonya’nın bu savaştan sınır komşusu olarak en derinden etkilenen ülke olduğunu söyledi. Savaşın patlak verdiği dönemde Polonya’nın kapılarını açarak tam 10 milyon Ukraynalı mülteciyi kabul ettiğini, Polonya halkının bu sığınmacıları kamplara tıkmak yerine kendi küçük evlerine, odalarına yerleştirdiğini aktaran Akdağ, koca süreç boyunca sokaklarda tek bir dilenen, suça karışan ya da istismar edilen insana rastlanmadığını, savaşın şiddeti azalınca da bu mültecilerin %90’ının onurlu bir şekilde kendi topraklarına geri döndüğünü gözlemlediğini belirtti. Türkiye’nin de bu küresel krizde dengeli ve arabulucu bir politika izleyerek “Tahıl Koridoru”nu açtığını hatırlatan Akdağ, o dönem Polonya’da yaşayan Ukraynalıların Varşova’daki Türk Büyükelçiliği önünde toplanarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına ve Türk milletine yönelik büyük bir sevgi ve minnet gösterisinde bulunduklarını sözlerine ekledi.

“Polonya Kimliğini, Dilini ve Kültürünü Koruyarak Yaşattı”

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Ukrayna’ya yaptığı savaş yardımlarını daha sonra ağır borçlara dönüştürerek ülkenin kıymetli yeraltı madenlerine ve stratejik varlıklarına bir nevi el koyduğunu belirten Akdağ, ABD’nin Rusya tehdidini bahane ederek Polonya’daki askeri varlığını da 10 binden 30 bine çıkardığını, bu durumun ilerleyen yıllarda Polonya adına egemenlik noktasında öngörülemez maliyetler ve faturalar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Konuşmasını Polonya’nın asırlık işgallere rağmen ulusal benliğini ve kültürünü koruma başarısına vurgu yaparak tamamlayan Mehmetali Akdağ, şu çarpıcı ifadeleri kullandı:

“Tarih bazen devletlerin askeri ve ekonomik gücüyle, bazen de milletlerin hafızasıyla yaşatılır. Polonya, ordusunu kaybettiği dönemlerde bile millet hafızasıyla kendini yaşatmayı başardı. Peki, kendini asırlarca haritada yokken nasıl korudu? Sadece ve sadece dilini ve kültürünü koruyarak bu noktaya geldi. Bugün Polonya’nın hiçbir şehrinde, hiçbir sokağında kolay kolay Lehçe dışında yabancı bir tabela göremezsiniz. Rusçadan tarihsel olarak nefret ediyorlar, küresel güç olan İngilizceyi ise asla dillerini istila edecek hakim bir dil haline getirmiyorlar, sokakta tabela olarak kullandırmıyorlar.

Polonya’da liseye başlayan her bir öğrenciye devlet tarafından 100 kitaplık çok ağır bir liste veriliyor. İçerisinde İncil, dünya klasikleri ve Polonya klasiklirinin yer aldığı bu listeden en az 35 eserin lise eğitimi boyunca tamamen okunması zorunlu tutuluyor. Lise bitirme (matura) sınavında ise çocuklara bu kitaplardan test değil, tamamen açık uçlu sorular soruluyor; çocuk okuduğu eserin felsefesini, özetini yazıp jüri önünde anlatmak zorunda kalıyor. Kendi dillerini başka dillerle karıştırmadan, yabancı kelime istilasına izin vermeden korudukları için, 123 yıl boyunca haritadan silinip işgal altında kalmalarına rağmen benliklerini ve ruhlarını kaybetmediler. Bu açıdan bakıldığında; sömürgeleşip dilini unutan Hindistan, Pakistan ya da Afrika ülkeleriyle kıyaslandığında Polonya, ulusal benliğini koruma noktasında fevkalade başarılı ve örnek alınması gereken bir ülkedir.”

Yoğun Katılımlı Program Teşekkür Belgesi Takdimi ile Son Buldu

Dinleyicilerin büyük bir dikkat ve hayranlıkla takip ettiği, soru-cevap kısmıyla sarkan konferansın sonunda değerlendirmelerde bulunan katılımcılar, sunulan bu derinlikli veriler ve analizler doğrultusunda, medyanın gösterdiğinden çok farklı, köklü, ahlaki disiplini yüksek ve ufuk açıcı bir Avrupa portresi izlediklerini belirterek Mehmetali Akdağ’a şükranlarını ilettiler.

Programın kapanış ve değerlendirme kısmında kürsüye davet edilen eski Çankırı Valisi Hamdi Bilge Aktaş ise yaptığı konuşmada, Mehmetali Akdağ ile 1994 yılında Ordu ilinde birlikte görev yaptıkları dönemden bu yana uzanan, 32 yıllık köklü ve sarsılmaz bir dostluğa, abi-kardeş ilişkisine sahip olduklarını ifade etti. Akdağ’ın Polonya sokaklarında anlattığı o yüksek toplumsal güven, dürüstlük ve huzur ortamının, kendisine Ordu ve Giresun’un o eski, insanların kapısını kilitlemeden yaşadığı güvenli sokak kültürünü ve Anadolu ahlakını hatırlattığını belirterek bu güzel konferans için teşekkür etti.

Büyük bir beğeni toplayan programın sonunda, Polonya Eski Eğitim Müşaviri Mehmetali Akdağ’a, eski Çankırı Valisi Hamdi Bilge Aktaş tarafından TYB Erzincan Şubesi adına “Teşekkür Belgesi” takdim edildi. Ayrıca Erzincan akademik camiasının önemli isimlerinden Prof. Dr. Ekrem Köksal tarafından da günün anısına Akdağ’a değerli kitap hediyeleri sunuldu. Program, çekilen hatıra fotoğrafları ve tebriklerin kabulünün ardından sona erdi.

Elazığ Çelik Ahşap