Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İğnesinden Dökülen Hikmet: Terzi Baba Hazretleri ve Asırlık Mirası

Anadolu’nun manevi iklimini ilmek ilmek dokuyan, Erzincan toprağını ihlas ve

Anadolu’nun manevi iklimini ilmek ilmek dokuyan, Erzincan toprağını ihlas ve samimiyetle bereketlendiren büyük tasavvuf büyüklerinden Terzi Baba Hazretleri (Muhammed Vehbi), hem mütevazı yaşam tarzı hem de geride bıraktığı derin tasavvufi miras ile gönüllerde yaşamaya ve irşadını sürdürmeye devam ediyor.

MESLEĞİNİ ZİKİRLE, İĞNESİNİ İHLASLA BİLEDİ

Hicrî 1195 (m. 1780) yılında dünyaya gelen ve asıl adı Muhammed Vehbi olan mübarek zat, anne ve babasının rızasını kazanmak adına bir zanaat sahibi olmak üzere terzilik çıraklığına başladı. Ancak o, elindeki iğneyi ve önündeki kumaşı sadece dünya rızkını kazanma aracı değil, Rabbine ulaşma yolunda birer zikir vasıtası kıldı.

Dükkânında dikiş dikerken her iğne darbesinde kalbiyle ve diliyle “Allah” diyerek kumaşa İsm-i Celal’i nakşetti. Mesleğini icra ederken ibadetlerini aksatmayan, dünyalığa metelik vermeyip nefsinin arzularına karşı azami gayret gösteren bu mübarek zat, “Hayyat Vehbi” ve nihayetinde halk arasında hürmetle anılan adıyla “Terzi Baba” unvanını aldı.

BİR YIRTIK PALTO VE AÇILAN MANEVÎ KAPI

Terzi Baba’nın manevi yolculuğundaki en büyük kırılma noktası, kapısına gelen garip bir seyyah derviş ile gerçekleşti. Üzerindeki paltoyu diktirmek için Erzincan’daki terzileri tek tek gezen fakat kirliliği ve eskiliği sebebiyle herkesçe geri çevrilip alay konusu edilen bu garip zatı, Terzi Baba büyük bir hüsn-ü kabulle karşıladı.

Hiçbir ücret talep etmeden paltoyu aldı, yıkayıp kuruttu, özenle dikerek sahibine teslim etti. Garip dervişin bu samimi davranış karşısında gözyaşlarıyla yaptığı bereket ve vuslat duası, Terzi Baba’nın manevi dereceler aşmasına vesile oldu.

Nitekim kısa bir süre sonra, Nakşibendi silsilesinin büyük mürşidi Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî’nin halifesi Şeyh Abdullah Mekkî Efendi, Erzincan’ı şereflendirdi. Şehre girer girmez “Burada bir zatın bizde emaneti vardır” diyerek aradığı gönlü buldu. Terzi Baba, ayağa kalkarak kendisine hürmet gösteren Abdullah Mekkî Efendi’nin teklifine:

“Maddî menfaatse, dünya için eyvallah demem!”

cevabını vererek hakiki derdinin Hak olduğunu gösterdi. Abdullah Mekkî Efendi de bu samimiyeti görerek “Oğlum, sen bulacağını buldun” buyurdu ve emaneti teslim edip onu Şah-ı Nakşibend Bahaeddin Buhari Hazretleri’nin usulünce irşad halkasına dâhil etti.

MÜFTÜNÜN İMTİHANI VE LEDÜN İLMİNİN ZAFERİ

Terzi Baba’nın manevi mertebesi yükselip şöhreti çevreye yayıldıkça, dönemin kıskanç ve bozguncu çevreleri de boş durmadı. Onun ümmî (okuma yazması olmayan) bir terzi olduğunu öne sürerek şehri irşad etmeye yetkili olmadığını iddia ettiler ve durumu şehrin müftüsüne şikâyet ettiler.

Müftü Efendi, Terzi Baba’yı ulema ve halkın huzurunda Cenâb-ı Hakk’ın Sıfat-ı Zâtîyye ve Sıfat-ı Sübûtiyye konularından imtihana tabi tuttu. Terzi Baba, sorulan soruya tüm zamanlara ders verecek nitelikte hikmetli bir cevap verdi:

“Yüce Allah’ın bu şehirde yaşayanlara göre yedi, diğer beldelere göre sekiz Sıfat-ı Sübûtiyyesi vardır. Bu beldeye göre Yüce Allah’ın Subûti Sıfatları şunlardır: İlim, Semi’, Basar, İrade, Hayat, Kelam ve Tekvin. Bu şehre göre Yüce Allah’ın Kudret sıfatı yoktur! Çünkü bu şehrin insanları Yüce Allah’ın Kudret sıfatını inkâr etmektedirler. Eğer inansalardı, Allah’ın ümmî bir kulunda insanlara doğru yolu gösterme kabiliyetini yaratmaya kadir olduğunu kabul ederlerdi.”

Bu derin ve manidar cevap karşısında mahcup olan ulema ve belde halkı, Terzi Baba’nın doğrudan ilahi bir bağış olan Ledün ilmine sahip kâmil bir veli olduğunu anlayıp ellerine kapanarak helallik istediler.

MİRASI: “MİFTÂHU’L-KENZ” VE YETİŞTİRDİĞİ GÖNÜL ERLERİ

1847 (H. 1264) yılında Erzincan’da vefat eden Terzi Baba, dergâhının bulunduğu yere defnedildi. Bugün kabrinin yer aldığı alan Terzi Baba Mezarlığı olarak anılmakta, türbesi ise bu büyük mezarlığın tam ortasında, Erzincan’a gelen ziyaretçilerin ilk durağı ve dua kapısı olmayı sürdürmektedir.

İlahilerinde Yunus Emre üslubunu yaşatan Hazret, geride bıraktığı “Miftâhu’l-Kenz” (Definenin Anahtarı) isimli kıymetli tasavvufi eseri ve yetiştirdiği Hafız Rüştü Efendi, Hacı Mustafa Fehmi ile Leblebici Baba gibi mühim halifelerle Anadolu’nun gönül coğrafyasını aydınlatmaya devam etmektedir.

Elazığ Çelik Ahşap